MODERN SPOR ARTIK SAHADA veya PİSTTE DEĞİL, BİLANÇO TABLOLARINDA KAZANILIYOR.
- Arda Kınlak
- Dec 29, 2025
- 2 min read
Spor kavramına insanları bağlayan en önemli unsurlardan biri, bağlı olduğu lokal kültürün ruhunu yansıtmasıdır denebilir. Daha doğru bir söylemle ifade edecek olursak "denebilirdi". Küreselleşen ve aslında her şeyin bir nebze de olsa pazarlanma noktasında ele alınmaya başlandığı spor dünyasında işler hiç de eskisi gibi yürümüyor. Formula 1, Futbol gibi dünyanın dört bir yanında sayısız izleyicisi olan sporlar artık sermayeye bağlı kararlarla var oluyorlar. Yani modern spor artık sportif rekabetten çok küresel eğlence endüstrisine dönüşmüş durumda. Bu küresel eğlencenin finans, medya,reklam,veri ve lisanslama alanlarında olduklarını da düşünürsek başı Amerika Birleşik Devletleri'nin çektiğini söylemek hiç de yanlış olmaz. ABD, sporu oynanacak bir oyundan daha çok satılacak bir ürün olarak görüyor. Bu durumu daha iyi anlayabilmek adına alışılmışın dışına çıkarak Formula 1 spor dalını da ele alarak inceleyelim. Peki bu süreç nasıl şu an bu konumda?
Futbol
Futbolu tanımlamak istediğimizde yapabileceğimiz en güzel tanım aslında; Rio Favelalarında ayağında ayakkabısı olmayan o çocuklar ile banliyölerinin yanındaki çimleri yepyeni biçilmiş olan o sahanın içinde son model kramponlarını giyen çocukların ortak noktada buluşmasını sağlayan yegane unsurlardan biri diyebiliriz. En azından 2010'ların sonuna kadar bu tanımı yapabiliyor olsak da şu an çok geçerliliğinin olduğunu düşünmüyorum. FIFA organizasyonuna baktığımızda açıklanan raporlar doğrultusunda en büyük gelir kalemlerinin sponsorluk, yayın hakları ve lisanslama üzerine olduğunu biliyoruz. Peki bu alanlarda hangi şirketler dominant derseniz, tabii ki ABD ve sermayeyi elinde tutan zengin diğer ülkeleri sayabiliriz. (Katar,Suudi Arabistan). Peki bu anlayış FIFA'da ne zaman oturmaya başladı derseniz takvim yapraklarımızın 1994 yılını göstermesi gerekiyor. 1994 yılında Amerika'da düzenlenen Dünya Kupası sonrası futbol kültürü ne kadar zayıf olursa olsun rekor bilet satışı ve gelir elde edilmesinin ardından FIFA'nın rotası Amerika kıtasına kaymaya başladı desek yeridir. 2025 yılının yaz aylarında oldukça yoğun tempodan çıkmış futbolcuların FIFA Kulüpler Dünya Kupası adı altında sezon biter bitmez tekrardan maça çıkması sonucu tepkiler yükseldi. Kylian Mbappe gibi yıldızlar bu süreci eleştirirken saat farkı sebebiyle Avrupa Prime Time'da maçların oynanmasından şikayetçi oldular. Bu durum futbolcuların güneş tam tepedeyken 90 dakikalık bir mücadeleye çıkmasına sebebiyet veriyordu. Ek olarak tribünlerde bayılan taraftarların da olduğunu eklemekte fayda var.
Her ne kadar bir kesim, bu sporcuların milyonlar kazandığını ve bu maçlara çıkması gerektiğini savunsa da bu durumun insan sağlığını ve etik değerleri hiçe saydığını söylememek mümkün değil. Süreci genel olarak incelersek; sporcular yarışıyor, sermaye kazanıyor. Bu da akıllara o meşhur koreografiyi getiriyor.

Formula 1
Formula 1 nezdinde en önemli kırılmalardan biri aslında 2017 yılında F1'in Amerikalı Liberty Media'ya satılmasıyla birlikte başladı. Sportif kalite bu süreç öncesinde öncelikliyken sonrasında reyting, sponsorluk, sosyal medya etkileşimi ve şehir markalaşması gibi parametreler daha ön plana çıkmaya başladı. Miami ve Vegas GP gibi eklenen cadde pistleri sonrasında pilotlardan ve seyirci gruplarından oldukça fazla tepki yükseldi. Pilotlara göre eklenen bu cadde pistleri yüksek kaza riski teşkil ederken aynı zamanda da dar alan sebebiyle geçişin neredeyse mümkün olmadığı bir konumda bulunuyor. Anlayacağınız bu pistler aslında birer yarış alanı yerine reklam panosu olma görevini görüyor.

Ek olarak NFL gibi Amerikan Futbolu sahalarının etrafında bu yarışların düzenlenmesi ve grid yerine kırmızı halı olarak nitelendirilme yapılması hayran kitlelerinde ve pilotlarda yarış alanlarının ruhsuz pist olarak tanımlanmasına sebep oluyor. Tüm bu olumsuzlukları bir yana koyarsak da F1'in güncel olarak en pahalı biletleri ve en yüksek sponsorluk gelirleri de bu pistlerin bulunduğu yarış haftalarında kazanılıyor.
Yani anlayacağımız; pilotların sevmediği pistler, sponsorların en sevdiği şehirlerde inşa ediliyor...



